İçeriğe geç
Enes Atalay

Teknoloji ve dijital

Veri de bir emanettir

Bir derneğin beş yıllık kayıtlarını devraldığımda karşımdaki şey bir veritabanı değildi: on yedi ayrı tablo dosyası, üç farklı yazımla girilmiş aynı isimler ve kimsenin emin olmadığı bir bağış toplamı.

O dosyaları temizlemek üç günümü aldı. Üçüncü günün sonunda kafamda kalan cümle teknik değildi: bu kayıtların her satırı, birinin verdiği bir emanetti. Bağış yapan kişi parayı bize verirken bir defter tutulacağını varsaymıştı. Defterin tutulmaması, paranın kaybolmasından farklı bir şey değil.

Kayıt, hafızanın kurumsal hâlidir

Bir kurumun hafızası, orada çalışanların hatırladıklarından ibaret değildir. İnsanlar değişir, unutur, ayrılır. Geriye kayıt kalır. Bu yüzden “sistemi kim kullanacak” sorusundan önce “bu kayıt beş yıl sonra kime ne anlatacak” sorusunu soruyorum. Cevap veremiyorsam, tasarım henüz bitmemiştir.

Hafızlık yıllarımdan kalan alışkanlık burada işe yarıyor. Bir metni ezberlerken “yaklaşık olarak” diye bir kategori yoktur; ya doğru sıradadır ya değildir. Veri de öyle. Yaklaşık doğru bir bağış toplamı, yanlış bir bağış toplamıdır.

Kur'an'ın en uzun âyeti bir kayıt talimatıdır

Bunu ilk fark ettiğimde epeyce şaşırmıştım. Kur'an-ı Kerim'in en uzun âyeti bir ibadetin usulünü değil, borcun nasıl yazılacağını anlatır:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا تَدَايَنْتُمْ بِدَيْنٍ إِلَىٰ أَجَلٍ مُسَمًّى فَاكْتُبُوهُ

Bakara sûresi, 282. âyetten

“Ey iman edenler! Belirli bir süre için birbirinize borçlandığınız zaman onu yazın.”

Âyet devam eder: yazan kişi adaletle yazsın, borçlu yazdırsın, şahit bulunsun, küçük büyük demeyip vadesiyle birlikte yazmaktan üşenilmesin. Yani sadece “kaydedin” demiyor; kaydın kim tarafından, nasıl ve hangi ayrıntıyla tutulacağını da söylüyor. Bugünkü dille buna veri modeli, yetkilendirme ve denetim izi diyoruz.

Kayıt tutmak güvensizlik değildir; ilişkiyi, taraflar unuttuğunda da ayakta tutma yöntemidir.

Bir kurum toplantısında not aldığım cümle

Emanet zayi edilince

إِذَا ضُيِّعَتِ الْأَمَانَةُ فَانْتَظِرِ السَّاعَةَ

Buhârî, İlim 2

“Emanet zayi edildiği zaman kıyameti bekle.”

Bu hadisi genelde büyük ölçekte, makam ve sorumluluk üzerinden okuruz. Ben küçük ölçekte de çalıştığını düşünüyorum. Yardım başvurusunu bir kâğıda yazıp cebe koymak, o kâğıdı kaybetmek, sonra başvurusu kaybolan aileye “bir daha gelin” demek de bir emaneti zayi etmektir.

Bunun yazılıma tercümesi

Kurumlara sistem kurarken uyduğum üç kural, doğrudan bu çerçeveden çıkıyor:

  • Her kaydın bir sahibi ve bir zamanı olsun. Kimin, ne zaman girdiği belli olmayan kayıt, sahipsiz kayıttır. Sonradan sorulduğunda kimse hesap veremez.
  • Silme diye bir şey olmasın. Yanlış kayıt düzeltilir, iptal edilir, gerekçesi yazılır; ama tarihten silinmez. Silinen bir satır, geri getirilemeyen bir ifadedir.
  • Rapor, kaydın kendisinden üretilsin. Ay sonunda elle toplanan rakam, kaydı denetlemez; kaydın yerine geçer. Denetlenmesi gereken şey rapor değil, kaynaktır.

Bu üç kural teknik olarak zor değil. Zor olan, kurumu bunları uygulamaya ikna etmek; çünkü ilk bakışta iş yükü gibi görünüyorlar. Oysa yük değil, sigorta. Ben de anlatırken artık “iyi pratik” demiyorum. Emanet diyorum. O zaman herkes anlıyor.